Skip to content
Site Tools
Narrow screen resolution Wide screen resolution Auto adjust screen size Increase font size Decrease font size Default font size default color blue color green color
You are here: Anasayfa arrow PARAPSIKOLOJI arrow Telepati Hakkında Gerçekler


Telepati Hakkında Gerçekler PDF Yazdır E-posta
Üye Değerlendirme: / 0
Kötüİyi 
Yazar Admin   
Friday, 23 May 2008

Parapsikoloji alanı dönüm noktasında. 30 yıldan uzun bir süredir yapılan yüzlerce deneyin sonucu bir araya getiriliyor ve yeniden değerlendiriliyor. Ancak, araştırmacılar sonuçlar üstünde henüz fikir birliğine varamadılar...





Bilim insanları, beynin ancak yüzde 10'unun kullanıldığını söylüyorlardı. Ancak, günümüzde bu iddia aşılmış durumda.


düşünceleri kullanarak iletişim kurmak mümkün mü? Telepati konusu, yüz yılı aşkın bir süredir bilim dünyasını ikiye bölmüş durumda. Kimilerine göre, bu tür zihinsel güçlere sahip olabileceğimiz fikri dahi gülünç. Kimilerine göre ise, telepatinin gerçekliğinin tartışılması bile gereksiz. Bu iki uç noktanın arasında yer alan parapsikologlar, telepati konusunu ciddiye alan, kanıtlar bulmak için deneyler yapan bilim insanları.

1970'li yıllardan itibaren, dünyanın önde gelen üniversiteleriyle araştırma enstitülerinde çalışan parapsikologlar, çeşitli iddialar ortaya attılar ve iddialarını ciddi bilimsel çalışmalarda test etmeye başladılar. Testlerin sonuçları ise, konu üstünde çalışan bilim insanlarını bile fikir ayrılığına düşürecek nitelikte. Bazı araştırmacılar, elde edilen sonuçları telepatinin varlığını kanıtlamak için yeterli buluyor. Bazıları da, araştırma sonuçlarının geçerli bilimsel kanıtlar sunamadığını söylüyorlar. İşte bu yüzden, bir bilim dalı olarak parapsikolojinin sonunun yaklaştığı iddia ediliyor.


Parapsikoloji alanı bir dönüm noktasında. İnsan bilincinin anlaşılması ile ilgili büyük bir gelişmenin eşiğinde olduğumuz söyleniyor. Öte yandan, konuya kuşkuyla yaklaşanlar haklılarsa, parapsikoloji düşüşe geçmek üzere. Kuşku duyanların ve savunanların uzlaştıkları tek bir alan var: Bugüne dek en geçerli kanıtların elde edildiği "ganzfeld" deneyleri. Sözcük, Almanca'da "tüm alan" anlamına geliyor.

1970'li yılların ortalarında, meditasyon yapan insanların telepatik deneyimleriyle ilgili raporlar, zihinsel konularda araştırma yapan bilim insanlarının merakını uyandırmıştı. Raporlar, telepatinin insanlar arasında iletişim sağlayan sinyaller içerebileceği düşüncesini doğurdu.

Sinyallerin normal beyinsel çalışma ile algılanamayacak kadar belirsiz olduğu, meditasyon gibi çalışmaların ise algılanmalarını kolaylaştırabileceği düşünülüyordu. Bu düşünce, ışık, ses ve sıcaklığı kapsayan bir "tüm alan"da rahatlayan insanlar üstünde deneyler yapılmasına yol açtı. Deneylerden sonra "ganzfeld", telepatinin test edilmesinde en popüler yöntem haline geldi.

Ganzfeld deneylerinde, katılımcılar, özel olarak yalıtılmış bir odada 45 dakika boyunca yumuşak bir koltukta oturup, kulaklıkla rahatlatıcı sesler dinliyorlar. Bu sırada, gözlerinde yalnızca yumuşak pembe ışık geçiren filtreler bulunuyor

Yapılan ilk ganzfeld deneyleri, büyük bir resim bankası (image bank) içinden rasgele seçilen resimlerin tanımlanmasını içeriyordu. Deneyler, resimlerin yalıtılmış odanın içinde, bir "yollayıcı"dan bir "alıcı"ya, zihin yoluyla aktarılmasına dayanıyordu. 45 dakika sonunda, alıcıdan, aktarılan dört adet resmi bildirmesi isteniyordu. Rasgele tahmin yürütülmesi durumunda doğru resimlerin söylenme oranının yüzde 25 olması gerekirken, gerçekten telepati varsa bu oranın artması bekleniyordu.

1982'de, ilk ganzfeld deneylerinden elde edilen sonuçlar, Amerikalı parapsikolog Charles Honorton tarafından analiz edildi. Sonuçlar yüzde 30'un üzerinde bir başarı oranı gösteriyordu. Bu küçük bir etki olsa da, istatistiksel testlere göre yok sayılmaması gereken bir orandı. Çıkarılan sonuç, ganzfeld deneylerinin telepatinin varlığını kanıtladığı yönündeydi. Ancak, bu iddiada ciddi bir eksiklik söz konusuydu.

Yüzde 25'in üzerinde başarı oranlarına ulaşılmasına telepati dışında etkenlerin yol açması da mümkündü. Örneğin, alıcının resim hakkındaki ipuçlarını kaza sonucu alması (sezgisel sızma) ya da deneklerin hile yapmaları başarı oranını artırabilirdi.

Telepatiye kuşkuyla yaklaşanlar, bu olasılıkları göstermekte gecikmediler. Bunun üzerine, Honorton, kuşkuculardan Profesör Ray Hyman ile birlikte çalışmaya başladı. Bu ikili, 1985'te bir dizi makale yayımladılar. O tarihe dek yapılmış tüm ganzfeld çalışmalarının gözden geçirilmesi sonucunda, kanıtların yüzde sekseninin istatistiksel açıdan anlamlı olduğu ortaya çıktı; resimlerin doğru şekilde söylenme oranı ortalama yüzde 37 bulunmuştu. Sonuç etkileyiciydi; rastlantı olarak yorumlanması, 40 defa atılan bir bozuk paranın, 39 atışta tura gelmesi durumunda paraya hilesiz demeye benziyordu.

Önceki eleştirilere karşılık, Honorton ve Hyman ortak bir bildiri yayımla****** seçici raporlama (selective reporting) ya da çoklu analiz (multiple analysis) ile açıklanamayacak, anlamlı verilere ulaşıldığını açıkladılar. Ancak, ciddi bir kanıt elde edilebilmesi için, çalışmaların çok daha yoğun sürdürülmesi gerektiğini eklediler. İki araştırmacının fikir birliğine vardıkları bir konu da, ganzfeld çalışmalarında pek çok boşluk bulunduğu, dolayısıyla gelecekteki araştırmalarda yeni yöntemler kullanılması gerektiğiydi.

Honorton ile Hyman'ın birlikteliği, parapsikoloji için dönüm noktası oldu. Pek çok araştırmacı, resim seçimi gibi işlerde bilgisayarların kullanıldığı yeni otomatik yöntemlere yöneldi. Deneylerdeki insan faktörü azaltılarak, sezgisel sızma ve hile olasılığına ilişkin sorunlarının giderilmesine çalışıldı.

Honorton, 1987'de yüzlerce otomatik ganzfeld çalışmasının sonuçlarını analiz ettiği bir "büyük-analiz" yaptı. Öncekilere göre daha az ikna edici olsa da, yeni çalışmanın sonuçları etkileyiciydi. Bu sefer, yüzde 34'lük bir oran elde edildi. 1994'te başka bir deneyde yine benzer bir tabloyla karşılaşıldı. 11 yeni otomatik ganzfeld çalışmasıyla güncellenen yeni başarı oranı yüzde 32 olarak bulundu.

1990'lı yıllarda, pek çok parapsikolog, telepatinin varlığının kanıtlandığını söylüyordu. 1997'de Edinburgh Üniversitesi'nden Prof. Robert Morris, son on yılda telepatinin varlığına ilişkin olasılığın yüzde 80'lerden yüzde 90'lara ulaştığını açıkladı. 1999'da bu güven havası yeni bir araştırma ile dağıldı. İngiliz parapsikologlar, Julie Milton ile Richard Wiseman, 30 otomatik ganzfeld araştırmasının sonuçlarını incelediler ve telepatiyle ilgili anlamlı kanıt bulamadıklarını açıkladılar. Ancak, Prof. Darly Bern'in yürüttüğü çalışma, 10 yeni deneyi eski deneylerle bir arada değerlendirerek, yüzde 30'luk bir sonuç elde etti. Bu sonuç, daha öncekiler gibi yüzde 25'in az bir farkla üzerindeydi, ancak istatistiksel açıdan anlamlıydı. Goldsmiths College'tan Prof. Chris French ise, bazı araştırmaların olumlu, bazılarının olumsuz sonuçlar bulmasının inandırıcılığı azalttığını belirtti. Pek çok parapsikolog, ganzfeld araştırmalarının sonuçlarının tutarsızlığından rahatsız ve telepatinin varlığının kesin olarak kanıtlanamadığını söylüyor.

Telepati savunucuları, her araştırmadan anlamlı sonuçlar talep edilmesinin istatistikle ilgili temel bir sorunu göz ardı ettiğini söylüyorlar; küçük etkilerin araştırılması için büyük örneklerle çalışmak gerekli. Telepati deneylerinde, şans eseri ulaşılabilecek yüzde, 25'lik başarının çok az üzerine çıkılabiliyor. Bu küçük farkın ise, 40 kişilik bir grupla bulunması her zaman mümkün değil. Ancak büyük analizlerle pek çok araştırma bir arada incelenirse, telepatinin varlığını kanıtlayan deliller elde edilebilir.

 

 
< Önceki   Sonraki >

Haberler Haberler