| Türkiyenin Komşuları ve Coğrafi Sınırıları |
|
|
|
| Yazar Admin | |
| Wednesday, 26 March 2008 | |
|
Yunanistan Sınırı Türkiye-Yunanistan karasuları sınırı, Akdeniz’de Mets adası önlerinden baslar. Akdeniz’de Tütkiye-Yunanislan karasuları sınırı Meisten sonra Öniki Adalar dışta kalacak şekildedir. Meis adasının Türkiye kıyılarına uzaklığı 3 km den daha azdır. Türkiye bu kesimde, bir karasuları sınırı varlığını kabul edemez. Çünkü, adaların minimum 3 millik karasulan hakkı olduğu kabul edilirse; Türk gemilerine Meis adası ile Teke yöresi arasındaki geçiş hakkı, kendiliğiden kapanmış olur. Ege denizindeki Oniki adalardan sonraki Türkiye-Yunanistan karasuları sınırı, Lozan Anlaşmasına göre belirlenmiştir. Bu anlaşmaya göre kuzey Ege’deki Gökçeada ve Bozcaada ile Türkiye kıyılarına 3 mil (5.56 km) kadar uzaklıkta bulunan adalar, Türkiye’ye bırakılmıştır Orta Ege adaları kıyılarımıza çok yakın olup, stratejik açıdan büyük önem taşırlar. Örneğin Dilek yarımadası ile Yunanistan’ın Sisam adası arasındaki Darboğaz’ın genişliği 1.7 km dir Yunanistan ile kara sınırımız, Meriç ırmağının ağız kısmından başlar. Irmak yatağını izleyen sınırı, Türkiye-Yunanistan ve Bulgaristan sınırlarının kesişme noktasında, Kapıkule Gümrük kapısının hemen yakınında son bulur. Lozan Barış Anlaşması’na göre bugünkü şeklini almış olup, 212 km lik bir uzunluğa sahiptir. Karşılıklı geçişleri güçleştiren tek engel, Meriç ırmağıdır. Ancak yine de, yapay ve siyasî bir sınırdır. Türkiye-Yunanistan kara ve karasuları sınırlarının, Türkiye aleyhine belirlenmiş olması nedeniyle, bu ülke ile aramızdaki sorunlar henüz çözümlenmiş değildir. Sorunların bazıları, tesbit edilmiş olan sınırların Türkiye aleyhine dengesiz olması ve Yunanistan’ın Türkiye’ye karşı izlediği düşmanca politika ile ilgilidir. Bunları, kısaca şöyle özetlemek mümkündür: Lozan Anlaşmasıyla bu statü kabul edilmiş olmasına rağmen, Batı Trakya topraklan, etnik açıdan bir Türk bölgesidir. Bu topraklarda, 1990′da 150 000 Türk nüfusu yaşamaktaydı. Ancak Yunan yönetimi, Türklere zaman zaman çeşitli bahanelerle baskı yapmaktadır. Oysa, Batı Trakya Türklerine karşılık olarak istanbul’da kalan Rumlar, gayet rahat yaşar. Sayısı 100 bini bulan bu toplum, istanbul’un üst gelir grubunu oluşturur. Dış politikada örneğin Avrupa Birliği, Avrupa Konseyi ve NATO platformlarında Yunanistan, her zaman Türkiye’nin karşısında yer almış ve almaktadır. Gerek devlet kurumları ve gerekse siyasal ilişkiler açısından Türkiye, Batı’lı bir ülkedir. Ancak eski Helen uygarlığının etkisinde kalan Batı ülkeleri, Yunanistan’a sempati duymakta ve onu desteklemektedirler. Bu da Türk-Yunan sorunlarının çözümünü güçleştirmektedir. Bu ülkenin zaten amacı Ege denizini Türkiye’ye kapıyıp bir Yunan denizi durumuna getirmek ve Dünya milletlerine bu oldu bitliyi onaylatarak yasal bir statüye bağlamaktır. Lozan Anlaşması’na aykırı olarak Rodos, Midilli, Sisam, Sakız gibi anadolu kıyılarına yakın olan büyükçe adalar Yunanistan tarafından silahlandırılmış ve buralarda askerî hava alanları kurulmuştur. Bu durum Türkiye için bir tehdit unsurudur. Bu durum hem fizikî özelliklerden hem de Yunanistan’ın izlediği yanlış politikadan kaynaklanmaktadır. Bulgaristan Sınırı Meriç Irmağının Türkiye girişinden başlar. Uzunluğu 269 km olan bu sınır, 1912-1913 Balkan Savaşı ile belirlenmiş ve Lozon Anlaşmasıyla da onaylanmıştır. Sadece siyasî bir sınır olup belirgin doğal engellerden geçmeyen bu sınır, Türkiye için stratejik öneme sahiptir. Bulgaristan’dan ülkemize açılan Meriç depresyonu Avrupa ve Orta Doğu arasında Anadolu üzerinden işlemekte olan kara ve demir yollarının giriş çıkış kapısıdır. Türkiye’nin en işlek ve en önemli gümrük kapısı olan Kapıkule, bu yolların başında bulunmaktadır. Bu sınır üzerinde zaman zaman kaçakçılık ve sığınma amacıyla kaçış olayları meydana gelmektedir. Bulgaristan’dan 1923-1984 yılları arasında 962 000 kişi Türkiye’ye göçtüğü halde Bulgaristan’da 1.5 milyon Türk nüfusu yaşamaktadır. Bu nedenle Bulgar yönetiminin Türk nüfusa karşı izlediği politikadaki değişiklikler, iki ülke arasındaki ilişkileri etkilemektedir. 1985 yılı başlarında, uzun yıllardan beri sürdürülen asimilâsyon politikası çok daha belirgin hale gelmiştir. Bulgarlaştırma politikası, Türk izi taşıyan her şeyi yok etme noktasına getirilmiştir. Hatta Türklerin adları bile Bulgar adlarıyla değiştirilmiştir. 1990′da demokratik yönetime geçilen Bulgaristan’da Türk nüfusun hakları kısmen iade edilmiş ve Türkiye-Bulgaristan arasındaki ilişkileri normale dönmüştür. Gürcistan Sınırı 276 km olan Türkiye Gürcistan Sınırı Sarp Köyünden başlar. Eski bir yerleşme olan bu köy, çizilen sınır nedeniyle ikiye bölünmüştür. Karadeniz kıyılarından hemen sonra, eğimli ve dağlık yerlerden geçen sınır, uzun bir süre dağlar ve platolar üzerinde devam eder. Aktaş gölü (Hazapin = Azap) gölünü ikiye böldükten sonra güneye yönelir ve Ardahan Platosu üzerinde bir süre devam ettikten sonra Ermenistan sınırına ulaşır. Bu sınır üzerinde Sarp gümrük kapısı bulunmaktadır. Ermenistan Sınırı Genel olarak Arpaçay ve Araş vadisini izleyerek Nahcivan-Türkiye sınırında son bulur. 316 km uzunluğunda olan bu sınır üzerinde. Akyaka gümrük kapısı bulunmaktadır. Azeri Sınırı Türkiye ile İğdır’ın Dilucu mevkiinde çok kısa bir sınıra sahiptir. Nahcivan Sınırı Türkiye-Nahcivan sınırı, sadece 18 km uzunluktadır. Üzerinde Umut gümrük kapısı bulunmaktadır. İran Sınırı Aras’ın ülkemizden ayrıldığı yöreden (Dilucu yöresi) başlar ve Türk-iran-lrak sınırlarının kesişme noktasında sona erer Türkiye - iran sınırı, değişik özellikleriyle diğer sınırlarımızdan ayrılır. Bunları kısaca sövle özetleyebiliriz: • Doğal sınır olup genellikle su bölümü çizgisini takip eder. • Türkiye tarafındaki Van gölü havzası ile iran tarafındaki Urmiye gölü havzasını birbirinden ayrılır. Sınır, bu iki su toplama havzasını birbirinden ayıran dağların, genellikle doruk noktalarından geçer. Bu doruklardan bazıları 3000 metreden fazla yükseklik gösterir. • Çok eski olan Türikiye - iran sınırı, milli sınırlarımızın politik açıdan en dengelisidir. Sınır 1639 Kasr-ı Şirin Anlaşması iie çizilmiştir. O tarihten bugüne önemli sayılacak bir değişikliğe uğramamıştır. • Türkiye- iran sının doğal bir sınır olduğu halde karşılıklı geçişleri önleyen bir duvar değildir. Ulaştırmayı sağlayan önemli giriş çıkış kapıları vardır. Sınır, etnik yönden aynı milleti ikiye böler. Çünkü iran Azarbaycan’ı (politik merkezi Tebriz) Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu bir Türk bölgesidir. Türkiye-iran sınırında da, bazı sorunlar vardır: Bunların başında, henüz standartları yüksek işlek bir yol sisteminin geliştirilmemiş olması ve kaçakçılık olayları gelir. Ülkemizden iran’a daha çok hayvan kaçırılır. Oradan Türkiye’ye ise narkotik (uyuşturucu) maddeler, oyuncak gereçler, mutfak eşyaları, saat ve ev eşyaları, mermi silâh gibi malların sokulduğu eskiden beri bilinmektedir. Özellikle 1960 lardan sonra yoğunlaşan TIR taşımacılığının bu gibi olayları hızlandırdığı, 1980 den sonra olayın kısmen denetim altına alınıp sınırlandırdığı bilinmektedir. Bu sorunlara terörist sızmaları da eklenmiştir. Irak Sınırı Türkiye - iran sınırının bitim noktasından başlar. Genellikle doğu batı yönünde uzanır ve Türkiye-Suriye -Irak sınırının kesişme noktası olan Habur-Dicle (Hezil) çayı kavşağında son bulur. 331 km uzunluğunda olan Türkiye-lrak sınırı çok dağlık bir sınırdır. Türkiye-lrak sınırının 107 km lik bir bölümü akarsuların vadilerinden geri kalan bölümü ise çok sarp ve engebeli bir araziden geçmektedir. Lozon barış görüşmelerinde Türkiye, bölge nüfusunun çoğunun Türk olması nedeniyle Musul ve dolaylarının Türkiye’de kalması gerektiği tezini ileri sürmüştü, ingilizler kendi çıkarlarına uymayan bu teze karşı çıkmıştır, ingiltere ile Türkiye arasındaki uzun görüşmeler sonucu 1926′da imzalanan Ankara Anlaşmasıyla yukarıda belirtilen Türkiye-lrak sınırı çizilmiştir. Türkiye-lrak sınırının Türkiye kesimi ile Irak kesimi arasında doğal, beşerî ve ekonomik dengesizlikler vardır. Sınırın Türkiye kesimi, büyük çoğunlukla Hakkâri ili sınırları içindedir. Bu arazi; Buzul Dağları ve Hakkâri Dağları gibi, doruk noktaları 3600 ile 4000 m yi bulan, çok engebeli, sarp ve dik yüzeylerden oluşmuştur. Buna karşılık Irak kesimi, yükseltileri 1500-2000 m.yi geçmeyen daha alçak yörelerden oluşur. Bu nedenlerle, sınırın Türkiye kesimi seyrek nüfuslu ve ekonomik açıdan geri bir bölge, Irak kesimi ise petrol üretim nedeniyle zengin bir bölgedir. Sınırlarımıza 130 km kadar uzaklıkta yer alan Musul’un nüfusu 600 bine yaklaşırken Türkiye kesiminin en büyük il merkezi olan Hakkâri, 1990′da 30 000 nüfuslu, kasaba görünümlü bir yerleşmedir. Sınırın İrak tarafında bulunan Musul, Kerkük (1990′da 250 bin) ve Er-bil (1990′da 334 bin) ile dolaylarında, bugün bile, 700-800 bin dolayında Türk nüfus yaşamaktadır. Bu kalabalık nüfus kitlesi, Irak’ta zaman zaman baskı ve zülüm görmektedir. Olayın temelde gerçek sorumlusu ise, hiç kuşkusuz çıkarcı ingiliz politikasıdır. Çünkü, öncelikle çıkarlarını düşünen bu ülke, Musul-Kerkük ve Erbil dolaylarını, zorla ve oldu bitliye getirerek ülkemizden koparmıştır. Türkiye-ırak sınırı üzerindeki karşılıklı geçişler, hemen tümüyle Ciz-re-Silopi-Zaho doğrultusunda yoğunlaşmıştır. Milletlerarası E-26 devlet karayolunun bir devamı olan bu güzergâh, istanbul-Bağdat arasında işleyen Musul-Bağdat yolunu, Türkiye üzerinden Avrupa’ya bağlayan, çok işlek bir yoldur. Özellikle 1960′lardan itibaren yoğun bir TIR taşımacılığına sahne olmaktadır. Burada Türkiye’nin en işlek sınır kapılarından biri olan Habur gümrük kapısı bulunmaktadır. Sınır üzerindeki diğer geçiş noktaları, patika yollarla her iki ülkeye bağlı olup genellikle sınır ticareti ve kaçakçılık olayları bu yollardan yapılır. Irak’ta otorite boşluğu doğması sonucu, terörizm hareketleri meydana gelmiştir. Türkiye düşmanı bölücü eşkıya grupları, bu bölgede eğitim kampları kurarak, cinayet şebeke timlerini yurdumuza sokmuş ve pek çok katliam yaptırmıştır. Türkiye zaman zaman askeri güç kullanarak, bu bölgeye hava saldırıları ‘ve kara harekâtı yapmak zorunda kalmıştır. Kuzey Irak’ta yaşayan Kürt grupların örgütlenmiş olmalarına rağmen, 1 milyon dolayındaki Türkün herhangi bir örgüte sahip olmaması düşündürücüdür. Türkiye-Suriye sınırının bugünkü statüsü, Türkiye-Fransa arasında imzalanan 20 Ekim 1921, 5 Haziran 1926 ve 23 Haziran 1939 Ankara Anlaşmaları ile tesbit edilmiştir. Hatırlanacağı üzere, Birinci Dünya Savaşı yıllarında, bugünkü Suriye topraklarıyla birlikte Kahraman Maraş, Gazi Antep, Şanlı Urfa, Mardin, Çukurova ve Hatay yöresi, Fransız işgaline girmiş bulunuyordu. Ancak 1921 ve 1926 Ankara anlaşmalarında Hatay ili Suriye’de kalacak şekilde sınır çizilmiştir. Ancak Atatürk, Hatay’ı anavatana bağlamaya kararlı idi. Takip edilen akılcı politika sonucu 1939 da Hatay Parlamentosu anavatana katılma kararı aldı. Bu karar aynı yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından da onaylandı. Böylece Türkiye-Suriye sınırı, günümüzdeki durumunu kazandı. Türkiye-Suriye sınırında bazı sorunlar vardır. Bunlar, kısaca şöyle özetlenebilir. Sınır boyundaki bir diğer sorun, Türk vatandaşlarının bir kısım topraklarının Suriye’de, Suriye vatandaşlarınınki ise, Türkiye kesiminde kalmasıdır. Karşılıklı satış ve devirler yoluyla sorun çözümlenmeye çalışılmaktadır. Halen karşı ülkede arazisi bulunanlar ise, pasavanla geçiş yapmaktadır. Kuşkusuz bu gidiş gelişler, kaçakçılığı teşvik eden nedenlerden biri olup çözümlenmesi gerekir. Türkiye Suriye sınırında, eskiden beri kaçakçılık olayları yoğundur. Sınırın çok uzun olması, her yerinden kolayca geçilebilmesi ve her iki tarafın ekonomik yapı farklılıkları, kaçakçılıkta önemli bir rol oynar. Bu sorunların çözümlenebilmesi için daha köklü tedbirler almmas gerekir. Gümrük kapısı çok fazladır. Bu sayının iki veya üçe düşürülmesi denetimi büyük ölçüde kolaylaştıracaktır. Yukarıdaki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi Türkiye’nin kara ve deniz sınırları güvenli değildir. Kara sınırları uzun ve çok yerde coğrafî engele sahip değildir. Ayrıca sınır komşularının çok olması bu güvenliği daha da azaltmaktadır.
|
| < Önceki | Sonraki > |
|---|
| Anasayfa |
| TURKSITE MAİL |